Bir çocuk ölünce boğmacadan ya da kızamıktan…
Gökte bulut olunca,
Yağmur olup düşünce yere,
Can vermek için çiçeklere,
Sorar vururda camlara,
Takır takır.
Gerekeni yaptınız mı?
Yaptınız mı gerekeni?
Bu dizeler 80’li yıllarda Ordu’da halk sağlığı uzmanı olarak çalışmış Prof Dr Çağatay Güler’e ait.

Kendisi aşıyla önlenebilir hastalıklara bağlı ölümlerin acısını en iyi hisseden kişilerinde başında geliyor şüphesiz.
Aşılar yaklaşık 230 yıldır insanlığın hizmetinde. Mikroplar vücuda girdiğinde savunma hücrelerinin mikropları tanıyıp mücadeleye başlaması için bir süre geçmektedir.
Zayıflatılmış mikroplardan hazırlanmış aşılar bünyenin ihtiyacı olan süreyi ve silahları hastalık başlamadan önce savunma hücrelerini uyararak hastalara sağlar. Bu gün aşılar sayesinde birçok hastalık ortalıktan kalktı. Çiçek hastalığı geçtiğimiz yüzyılda yarım milyardan fazla insanı öldürdü.

Çiçek bozuğu yüzleri yeni nesiller hiç görmedi. Çocuk felci ve kızamık salgınları kimileri ortopedik özürlü, kimileri yatağa bağımlı yaşları şimdilerde 40’ı aşmış çok sayıda özürlüyü geride bırakarak neredeyse kayboldu.
Polio salgınları sırasında kullanılan demir akciğer olarak isimlendirilen korkunç solunum destek aletleri ve o daracık kafeslerde yaşam mücadelesi veren bebekler az sayıda insanın hatırladığı korkunç anılar olarak siyah beyaz fotoğraflarda kaldı.

Aşılar başarılı olduğunda tarih yazarlar. Fakat bir süre sonra isimlerini nadiren duyarsınız. Bu gün 30 çeşit hastalık aşılarla önlenebilmekte. Uzmanlar ülkemizde aşı yapılmasa yılda 14.248 çocuğun 13 farklı hastalıktan kaybedilebileceğini tahmin etmekte.
Aşılama hizmetinin yaygınlaşmadığı yıllarda bu ülkede çoğu aşıyla önlenebilecek hastalıklara bağlı olarak doğan her bin bebekten 150-200’ü bir yaşını görmeden ölüyordu.
Bu gün dünyada her yıl 6.6 milyon çocuk çoğu aşılar ve el yıkama gibi basit hijyen kurallarına uyarak engellenebilecek enfeksiyon hastalıkları nedeniyle 5 yaşına gelmeden ölmekte. Ülkemiz şimdiye kadar aşılama konusunda çok ciddi başarılara imza atmıştı.
Fakat her şeye rağmen çocuklarımızı bekleyen yeni ve çok büyük tehlikeler var. Sağlık kontrolü yapılmadan ülkemize giriş yapan milyonlarca göçmen 30 yıllık aşı takvimimizi bozdu.
Birde aşı reddi şeklinde yeni bir moda çıktı ortaya. Katlanarak artan bir durum var. 2011’de 183 aşı reddi varken 2016’da 12 bine, 2017 ise 23 bine çıktı. Aşı reddi sadece ülkemizin değil gelişmiş batı ülkelerinin de bir sorunu.

Onlar da bizim gibi kontrolsüz mülteci akımından şikâyetçi. 2015 yılında Fransa’da kızamık salgınında yaklaşık 15 bin kişi hastalanırken aynı yıl Türkiye’de vaka sayısı 200’ü geçmemişti.
Kızamık salgınları sadece Fransa ile sınırlı kalmadı Bu nedenle Avrupa’da aşı konusuna bireysel özgürlükler açısından yaklaşmama eğilimi oluştu. Kızamık deyip geçmeyin. Az gelişmiş ülkelerde ölüm oranları yüzde 5’e varıyor. Bu hastalık 80’lerde yılda 2,6 milyon ölümden sorumluyken son yıllarda dünya çapında aşı kampanyalarıyla kızamığa bağlı ölümler yüzde 90’nın üzerinde engellendi.
Ülkemizde de aşı reddi sayısının 50 bini geçme durumunda kızamık salgınlarının tekrar başlayabileceğinden korkuluyor. Aşısızlık sadece aşı yaptırmayanı değil aşısı olan çocukları da riske etmektedir.
Neden aşılara karşı bir güvensizlik var?
Aşılar gerçekten güvenli değil mi?
Sadece ülkemizde değil dünyada aşıların reddinde bilimsel, kültürel ve dinsel endişeler ön plana çıkmakta ve bu konuda sosyal medya üzerinden organize olan kişi ve grupların çok büyük etkisi olmaktadır.
Özellikle konunun uzmanı olmayan bazı akademisyenlerin gerek bilgisizlik gerekse de ilgi çekmek amacıyla yaptıkları ölçüsüz açıklamaları dalga dalga yayılmaktadır.
Bir sonraki yazımda bu konuya ayrıntılı olarak değineceğim.